Reflü hastalığı ,olaran bilinen durum  asit başta olmak üzere mide içeriğinin yemek borusunu kaçması sonucunda göğüs kemiği arkasında yukarı yükselen yanma ve/veya ağıza acı ekşi su,yemeklerin gelmesi olarak tanımlanır.. Gebelik dışında bu sikayeti olmayan yanlızca gebelikte ortaya çıkan bu hastalığa “Gebelik Reflüsü” denilmektedir.

Toplumda görülme sıklığı %20’dir.Gebelerde görülme sıklığı ise %45-85 arasında değişmektedirGebe kadınların %25 inde hergün en az bir kez  gögüste yanma olmaktadır. Gebelikte reflü tanımlayan hastaların ancak %20-25 inin gebelik öncesinde reflü şikayeti olduğu anlaşılmıştır. Reflü sıklığı ve şiddeti gestasyonel peryodla artar (1.trimestrde %22, 2.trimestrde %39, 3.trimestrde %72) ve gebelik sonrasındaki günler içinde normale döner. Hastaların %50 si 1. trimestrde, %40 ı da 2.trimestrde semptomatik hale gelirler.

Kelime anlamı “geri kaçış olan” reflü Gebelik süresince  rahim boyutları arttığından  mideye üzerine bası yaparak mide içindeki basıncın artması  sebebiyle  reflüye eğilimi arttırır.  
Hamilelikte  görülen göğüste yanma ve midede ekşime hissi genellikle  gaströzofageal reflüye bağlı ortaya çıkar. Gebelik sırasında vücutta artan hormon seviyeleri sebebiyle normalde sıkıca kapalı olan alt özofagus sfinkterinin bağları gevşemeye başlar. Bunun sonucunda yiyecekler ve mide asidi yemek  borusuna ve boğaza kadar geri gelmeye başlar. Bebeğinin büyüyerek mideye bası yapması da bu durumu kolaylaştırırReflü tanısı gebe hastalarda semptomlar ile konur. 24 s pH incelemesi ve manometri gebelikte güvenilir incelemelerdir ama nadiren gerekir. İnatçı reflü olgularında ancak gastroskopi gerekebilir ve bu işlem gebelerde dikkatli bir kan basıncı ve oksijen monitörizasyonu ile anne ve fetusa zarar vermeksizin güvenle yapılabilir.

Reflüde tedavisin en önemli basamaklarından ilki  diyettir. Diyette protein içeriği arttırılırken yağ içeriğinin azaltılması beklenir. Mideyi aşırı doldurup gerginlik ve basınç oluşturmamak için sık aralıklarla ancak küçük porsiyonlar tercih edilmelidir. İki saatte bir olacak şekilde diyet düzenlenmeli ve bunu sağlayabilmek için iş yerinde, arabada, çantada kolay taşınacak besinler bulundurulmalıdır. Mideyi fazla şişirmemek için ana öğünlerde sıvı alımı kısıtlanmalı ve günlük sıvı ihtiyacımızın 2-2.5 litre olması gerektiği unutulmadan ara öğünlerde sıvı alımına dikkat edilmelidir. Sıvılar çok soğuk veya çok sıcak olmamalı ve bir kere de hızlıca tüketmek yerine yudum yudum yavaşca içilmelidir.

Mide asidinin uyarılmasını önlemek için acılı baharatlar, domates, portakal, mandalina, greyfurt, limon gibi turunçgiller ve onların suları, karbonatlı içecekler (gazoz, kola vs.) ile kahve, koyu çay tüketiminden kaçınmak gerekir. Çikolata, çiğ soğan, sarmısak ve nane yine reflüye neden olabilecek gıdalardandır. Alkol, özofagus irritasyonuna neden olduğu ve mide asidini arttırdığı için mutlaka kısıtlanmalıdır. Geç saatte alkol ile birlikte yenen ağır bir yemek ve üzerine içilen kahve, sigara bir reflü hastası için en kötü kombinasyondur. 

Yağda kızartmalar, yağlı etler, mayonez ve soslar, kaymak, krema gibi aşırı yağlı yiyecekler ile yağda kızartmalar, açma, poğaça, yağlı börekler reflü şikayetlerini arttırır. Bazen simitin susamları bile şikayetleri tetikleyebilir. Süt, yoğurt ve peynirin yağsız veya az yağlı olanları kullanılmalıdır. Baklava, şöbiyet gibi ağır tatlılar kısıtlanmalı yerine sütlü tatlılar veya meyve ile yapılmış tatlılar tercih edilmelidir.

Gebelikte  genellikle  ilaç kullanımı konusunda hastalar ve doktorlar ihtiyatlı davranırlar hatta  bazen bu sıkıntılar gebeliğin normal seyri olarak algılanabilir  ancak diyet ve davranış değişikliklerine rağmen şikayetleri gerilemeyen hastalara gebelikte güvenle kulanılabielecek ilaçlar da mevcuttur.Bu ilaçlar mutlaka kadın doğum uzmanına danışılarak kullanılmalıdır.

Bazı antasitler, aljinik asit (Gaviscon) ve gerektiğinde sucralfate tedavide kullanılabilecek ilaçlardır. Sodyum içeren antasitler sıvı yüklenmesine, aleminyumlu antasitler fötal toksisiteye yol açabilirler. Gebeliğin son döneminde kullanılacak magnezyumlu antasitler doğumu yavaşlatabilirler. Hastaların %50-80 ninde aljinik asit, sucralfat ve antasitlerle veye bunların kombinasyonları şeklinde uygulanacak bir tedavi ile iyi sonuç alınmaktadır. Gebelerde H2 reseptör blokerlerinin güvenli olduğuna dair kesin veriler olmadığından bu ilaçların gebelik süresince kullanılması tavsiye edilmez. Nizatidin’in hayvan deneylerinde fötusa toksik etkisi olduğu gösterilmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalar PPI lerinin gebelik sırasında kullanımının güvenli olduğunu ve bu ilaçların kulanıldığı gebeliklerdeki major fötal anomali gelişme riskinin diğer gebeliklerden farklı olmadığını göstermiştir. PPI kullanan gebelerde major fötal anomali gelişme riski omeprazol ve lansoprazol kullanılan guruplarda sırasıyla %3.6 ve 3,9 iken plasebo gurubunda %3.8 bulunmuştur. Prokinetik ajanlar uterus kontraksiyonlarına yol açabilirler ve fetusa toksik etki gösterebilirler.

Yaşam tarzı değişiklik  önerilemizi özetlersek:

  • Miktarı az ve sık yemek yenmeli .3 ana 6 ara öğün şekilinde olmalıdır
  • Baharatlı ,aşırı yağlı ,kızartılmış yemek yemeyin.sebzeleri çiğ tüketmeyin
  • Aşırı kilo alımından kaçının
  • Sigara ve alkoldan uzak durun
  • Yavaş yemek yenmeli
  • Sıkı giysilerden ve çamaşırlardan kaçının
  • Gece yatmadan 2 öncesinde sonra yemek yemeyin
  • Aşırı sıcak besinlerden kaçının
  • Gün içinde almanız gereken 8-10 bardak sıvıyı yemekle beraber almayın 

Gebelik TakibiGebelikte Hastalıklar

Doktora Sor

Doktora Sor